Hepimiz bir anne ve bir babaya sahip olarak dünyaya geliyoruz. Aile, bir erkek ve bir kadının evlilik yapması ile kurulan ve çocuklarla genişleyen toplumların en değerli kurumlarından biridir.

Bütün dinlerde aile kutsal sayılmıştır.

Kuranı Kerim’de çocuklar, eşlerle birlikte “gözlerimizin sevinci” olarak anlatılmıştır.

“Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle”[1]

Kadınıyla, erkeğiyle bütün insanlar çocuk sevgisini de içine alan bir yaratılışla yaratılmışlardır. Allah’ımızın kendi sevgisinden verdiği bebekleri herkes sever. Çok istisnalar dışında herkes onlara sevgiyle şefkatle yaklaşır.

Cennet çiçekleri, gönül meyveleri, gözlerimizin sevinci, ilahi ihsan ve rızıklar olarak adlandırılan çocuklar, aynı zamanda ana babalar için emanet, sorumluluk ve imtihandır.

Anne baba olmak hem büyük bir lütuf, büyük bir nimet, yüce bir unvan ama bir o kadar da sorumluluğu ağır, hakkıyla yapılması çok çok zor olan bir görevdir. Sadece çocukların dünyaya gelmesine vesile olmakla iş bitmiyor.

Bakınız Yüce Peygamberimiz ne buyuruyor?

Bir adam Resûlullah’a (s.a.v) gelerek, “Yâ Resûlallah, insanlar içinde iyi davranmama en fazla layık olan kimdir?” diye sordu.

Resûlullah (s.a.v), “Annendir, buyurdu”

Adam, “Sonra kim?” dedi.

Resûlullah, “Annen” dedi.
Adam, “Sonra kim?” dedi.
Resûlullah yine, “Annen” dedi.
Adam, “Sonra kim? diye sordu.
Resûlullah, “Baban” buyurdu.[2]

Kendisine bu kadar değer verilen, hürmet edilmesi gereken annelik ve babalık çok da kolay olmasa gerektir.
Anne olmak farklı, baba olmak farklıdır. Annenin görevleri farklı, babanın görevleri farklıdır.

Hadisi Şeriften de anlaşılacağı gibi annelik çok daha zor, çok daha yüce bir görevdir.

Bizim bu yazıda üzerinde duracağımız konu babalıktır. Baba ve babalık tarzlarımız ile ilgili birkaç söz söylemek istiyoruz.

Önce şunu ifade edelim, babalık öğrenilmesi gereken bir roldür.

Baba rol modeldir. Her baba, kendi babasından öğrendiği babalığı, aldığı eğitimle de harmanlayarak çocuklarına sergiler. “Biz babamızdan böyle gördük” der bütün babalar değil mi?

Herkesin bir zamanlar dilinden düşürmediği bir şarkı vardı. Müslüm Gürses’in yorumuyla da dillere pelesenk olan. Sözlerine bir bakalım isterseniz:

Başımız dik anlımız ak
Yaşamı hep böyle sürdük
Haram yemek günah yasak
Biz babadan böyle gördük

Bilmeyiz hiç yalan dolan
Böyle yaşar insan olan
Onur olsun bizden kalan
Biz babadan böyle gördük

Sevgi kaynar yüreğimiz
Bükülmez hiç bileğimiz
Kardeşliktir dileğimiz
Biz babadan böyle gördük[3]

Baba nasılsa çocuklar da aynen öyle davranırlar. Büyüklerinden nasıl görürlerse öyle öğreniyorlar çünkü. Hayatı, gerçekleri, haramı, helali, onuru, yalanı dolanı, sevgiyi, kardeşliği çocuk babasından öğreniyor ilk önce. O yüzden babalar attığı adımlara çok dikkat etmesi gerekiyor. Sözlerinden çok davranışlarına özen göstermesi gerekiyor.

Hayat sadece evin içinden ibaret değildir. Evin dışında başka bir dünya daha vardır. İşte orada babanın rehberliği çok önemlidir. Dış gerçekliği çocuk babasından öğrenir. Evin dışında başka bir dünyanın daha var olduğunu ve o dünyaya dair ilk bilgileri çocuklar babalarından öğrenirler.

Çocuk terbiyesinde en önemli iki kavram; sevgi ve disiplindir.

Sevgi ve bağlanma hormonu olarak bilinen oksitosin hormonunun seviyesi hamilelikle birlikte yükseliyor. Annelik hormonu da denilen “oksitosin” hormonu sayesinde bir kadın anne olmaya hazırlanıyor. Sevgi ve bağlanma duyguları annelerde çok daha yüksektir. O yüzden sevgiyi, şefkati anne temsil eder.

Her çocuğun içinde sevgiyle doldurulmayı bekleyen bir duygu deposu vardır. Bütün eğitim uzamlarının ve psikologların birleştiği bir konu vardır. Duygusal açıdan dengeli olması istenen her çocuğun en temel duygusal ihtiyaçları karşılanması gerekir. Nedir bu temel duygular? Sevgi, şefkat, ait olma, beğenilme, kabul görme. Yeterince şefkat ve sevgi gösterilerek büyüyen bir çocuk muhtemelen sorumlu bir yetişkin olacaktır. Aksi durumda ise sorunlu bir yetişkin olarak karşımıza çıkacaktır.

Ama nasıl bir sevgi? Dozunda, kıvamında, dengeli bir sevgi…

İşte bu sevgi deposunu en fazla anneden dolduracaktır çocuk. Sonra babasından.

Babalık hormonu diye bilinen bir hormon yoktur. Ama baba da disiplini temsil eder, otoriteyi, güveni temsil eder. Baba aynı zamanda şefkati de temsil eder. Sevginin dengeleyici unsuru disiplindir. Eşit kollu bir terazinin bir kefesinde sevgi, diğer kefesinde disiplin olmalıdır. İkisi dengeli olmazsa karşımıza sağlıklı bir birey çıkmaz.

Sıfır-üç yaş, çocuğun annesine en çok muhtaç olduğu dönemdir. Bu dönemin asıl sorumlusu annedir. Üç yaşından sonra, baba faktörü öne çıkmaya başlar. Bu demek değildir ki baba, sıfır üç yaşında hiç karışmasın. Tabi ki anneye, çocuk bakımında destek olacaktır.

Baba çocuk ilişkisi sağlıklı olursa, çocuğun hayatla ilişkisi, dünya ile ilişkisi, toplumla ilişkisi sağlıklı olur.

Hz. Ali Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Çocuklarınızla 7 yaşına kadar oynayın, 15 yaşına kadar onlarla arkadaş olun, 15 yaşından sonra ise istişare edin.”

Eşitler ilişkisine vurgu yapılıyor.

Bu aynı zamanda Peygamberimizin (s.a.v.), “Çocuğu olan onunla çocuklaşsın” sözü ile de uyuşmaktadır.

Çocuklarınızla oyun oynayın. Bir oyun karşılıklı oynanır. Çocuğun dengine inerek, çocuk gibi oynamak gerekir.

Devamında arkadaş olun tavsiyesi var. Nedir arkadaşlık? İki eşit kişi, iki akran arkadaş olur. Yani arkadaş gibi olun diyor. İlişki anlamında. Onu yargılamayın, suçlamayın, sürekli öğüt vermeyin.

15 yaşından sonra ise çocuğunuzu gerçek bir birey olarak karşınıza alın ve onunla istişare edin. Onun fikirlerine kıymet verin, önem verin. Böylece çocuklarınız daha bir özgüvenli, daha bir karakterli yetişip büyüsünler.

Bu demek değildir ki tamamen çocuk merkezli bir aile olalım. Hayır, doğrusu herkesin saygı gördüğü, saygı duyduğu, herkesin katkı yaptığı, iş birliğine önem verilen katılımcı bir aile ortamı, en doğrusudur.

Çocuk ruh sağlığı, temelde baba çocuk ilişkisine bağlıdır. Bir çocuğun çocukluk döneminde babasıyla olan ilişkisi ne kadar sağlıklı ise o çocuk, o kadar sağlıklı bir şahsiyet ve benlik kazanır.

Evet, kıymetli Babalar, ruh sağlığı yerinde nesiller yetiştirmek istiyorsak babalık tarzımıza bakmalıyız.

Nasıl bir babasınız?

Uykuda seven, sevgisini göstermeyen, geleneksel kodları ağır basan bir baba mıyız?

O tür bir babalığı asla yadırgamıyoruz, ama o babalık kendi bağlamında, kendi sosyal çevresinde ve kendi döneminde değerlendirilmelidir.

Asırlardır gelen bir babalık tarzımız var, disiplin yaklaşımı var, doğru yanları olduğu gibi yanlış yanları da olabilir.

Ama asla unutmayalım, babalık tarzımız nasıl olursa olsun çocuk eğitiminde, çocuk terbiyesinde olmazsa olmaz iki kavram daha vardır; adalet ve merhamet.

Bu iki kavram sürekli dengede olmalıdır. Her ikisinin de eksikliğinde de büyük problem oluşur, aşırısında da büyük problem oluşur.

Çocuğa önce sevgiyi vermeliyiz ki çocuk sevgiyi içselleştirip sonra kullansın. Verilmeyen sevgi nasıl kullanılacaktır?

Babalar, geçtiğimiz dönemlerde çocuklar şımarır diye endişe ederler ve pek sevgilerini göstermezlerdi. Şimdi de ölçü kaçtı, yapış yupuş, vıcık vıcık bir ilişki tarzı ortaya çıktı. Aşırı sevgi de doğru değildir.

Baba figürü, otorite anlamında önemlidir.

Çocuk önce babayı, anneyi sevecek, sonra örnek alacak, özdeşim kuracak, modelleyecek. Bir çocuk sevmezse örnek de almaz.

Sevgi bir tehdit unsuru olarak kullanılmamalıdır. Sürekli babasının, annesinin sevgisinden mahrum olma korkusu bir çocuğun ruh dünyasında olumsuz etkilere sebep olabilir.

“Şunu yapmazsan seni sevmem, şöyle davranırsan baban olmam senin” gibi yaklaşımlar şaka amaçlı bile söylense doğru değildir.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan bir konuşmasında “disiplin kar yağışına benzer” demişti. Devamlı ve yumuşak olursa kar tutar. Kasırgada, fırtınada, boranda kar tutmaz. O zaman tipi olur. Devamlı yağmazsa yine kar tutmaz. Süreklilik önemlidir. Bir alışkanlık kazandırmak da böyledir. Uzun süre, sabırla takip etmek gerekir.

Peygamberimiz (s.a.v) kızı Fatıma’yı tam 6 ay boyunca Sabah namazına kaldırmaya gitmiştir. Çocuklu bir annenin geceyi uykusuz geçirip, sabah namazına uyanamama ihtimalini düşünerek tam 6 ay bu gidişler sürmüştür.

Zaten Fatıma annemiz, namaza kalkıyordu. Acaba neden istisnasız altı ay sürdü bu gidişler? Bizlere bir örneklik içindi muhtemelen. Eğitimde alışkanlığın bir anda kazanılamayacağını öğretiyordu Peygamberimiz. Eğitimin, özellikle de güzel alışkanlıkların sabır ve süreklilik işi, ısrarla vurgulanan bir tekrar olduğunu belirtiyordu.

Allah Resulü, müminlerin annesi Fatıma gibi bir kızına namaz uyarısı için altı ay gidiyorsa, bizim çocuklarımızın dini eğitimi için, güzel ahlak sahibi olmaları için belki de yıllarca sebat etmemiz gerekecektir.

“Ne yapalım, canı istemiyor, daha küçük, büyüyünce kılar namazlarını, ben onlara imkân sağlıyorum” gibi yaklaşımların doğru olmadığını görüyoruz.

Çocuklarımızın başta dini eğitimleri olmak üzere her türlü eğitimleri ve güzel ahlak sahibi olmaları için sürekli bir gayretin içinde bulunmamızı bize öğütleyen, bu konuda tüm insanlığa örnek olan bir baba var, Peygamberimiz. Bütün babaların örnek alması gerekir. Doğruları başka yerde aramaya gerek yok. Kuran ve Sünnet ışığında bir hayat sürmeye çalışmak en büyük idealimiz olmalıdır.

Adem KEVEN

Şefkat Okulları Yazılar ve Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir