Milli Eğitim Bakanlığının sosyal etkinlikler yönetmeliğinde aynen şöyle diyor:

“Eğitim kurumlarında öğrencilerde özgüven ve sorumluluk duygusu geliştirmek, öğrencileri şiddet ve zararlı alışkanlıklardan korumak, öğrencilere yeni ilgi alanları ve beceriler kazandırmak, öğrencilerin yeteneklerini sergilemesine imkân vermek, millî, manevi ve kültürel değerleri yaşatmak, yaygınlaştırmak ve bu değerlerin yeni nesillere aktarımını sağlamak, öğrencilerde gönüllülük bilincini özendirmek, engellilik, yaşlılık, insan ve çocuk hakları konularında farkındalık oluşturmak amacıyla bilimsel, sosyal, kültürel, sanatsal ve sportif alanlarda sosyal etkinlik çalışmaları yapılır.”[1]

Sosyal etkinlikler, okulların gerçek işlevine hizmet eden en önemli faaliyetlerdir aslında. İyi bir uygulama ile öğrencilere birçok temel beceri kazandırılabilir. Her öğrencinin bir öğrenci kulübüne katılması ve yılda en az 10 saatlik toplum hizmeti çalışmalarında bulunması öngörülür.

“Öğrenci kulübü ve toplum hizmeti çalışmaları kapsamında; yarışma, tören, mezuniyet günü, tanıtım günü, anma günü, yayın, müzik, halk oyunu, tiyatro, kampanya, ziyaret, gösteri, şenlik, şiir dinletisi, turnuva, konferans, panel, sempozyum, imza günü, fuar, sergi, kermes, gezi, proje hazırlama ve benzeri etkinlikler ile okul içi izcilik ve gençlik kampları faaliyetleri ile sportif yarışmalar yapılabilir.”[2]

Belirlenen amaçlar gerçekten çok yerinde ve anlamlı.  O hedeflere ulaşmak için belirlenen çalışmalar da çok iyi seçilmiş. Kâğıt üzerinde gerçekten harika görünüyor.  Uygulama alanında durum nasıl diye sorduğumuzda ise gerçeklerin oldukça uzağında olduğumuzu söyleyebiliriz.

Bu yazıda sadece okul gezileri konusunu ele alacağız. Aynı yönetmeliğin 21.maddesinde okul gezilerinin amacı şöyle ifade ediliyor:

“Öğrencilerin seviyelerine göre bilgi, görgü ve yeteneklerini geliştirmek; yaparak yaşayarak öğrenmelerine imkân vermek ve derslerin uygulama ortamında yapılmasını sağlamak; onlara çevrelerini, toplumun sosyal, kültürel ve ekonomik değerlerini tanıtmak, bilimsel ve teknolojik gelişmeleri yakından izletmek amacıyla yakın çevre ve yurt içi geziler ile diğer ülke ve toplumları tanıtmak üzere yurt dışı geziler düzenlenebilir.”

Uzun zamandır İstanbul’da yaşayan ve yirmi beş yıla yakın da eğitimin içinde farklı görevlerde bulunmuş birisi olarak okul gezileri ile ilgili bazı tespitlerde bulunmaya çalışacağım:

Okul gezileri hiçbir zaman tam olarak amacına uygun bir şekilde organize edilememiştir. Sebeplerine gelince aşağıda da görüleceği gibi birçok sebep sayılabilir.

Okul gezileri ile ilgili gereğinden fazla prosedürün olduğu bilinen bir gerçektir. Prosedürlere uygun bir gezi organize etmek nerdeyse imkânsız olduğu için birçok okul idaresi “başına iş almamak” için hiç bu işlere girmezler. Eleştiri almaktansa yapmamayı tercih ederler.

Ulaşım konusu ayrı bir problemdir. Okulun imkânları yeterli değildir, belediyeler çoğu zaman destek olamazlar. Özel okulların servis imkânları daha iyidir fakat orada da başka sıkıntılar söz konusudur.

Öğretmenlerin okul gezileri, gezi planlama, gözlem, inceleme, müzede eğitim konularında bilgi, beceri ve yetkinlikleri yeterli değildir. Geziler çok ciddi hazırlık ve planlama gerektirir. Aksi takdirde olumsuz bir durumla karşı karşıya kalınabilir.

Müfredat programlarında belirlenen kazanımlara uygun bir gezi planı, gezi programı hazırlamak ayrı bir emek isteyen detaylı bir çalışmadır. Okul idarelerinin de bu alanda yetkinliği yoktur denilebilir. Bazı köklü özel okulların bu konuda çok nitelikli çalışmalarının olduğunu biliyoruz ancak genele baktığımızda durumun arzu edilen nitelikten çok uzak olduğu apaçık ortadadır.

Bütün bu olumsuz şartlara rağmen kimi idealist öğretmenler büyük bir emek ve çaba ile bir okul gezisi planlar. Amaçları gerçekten daha nitelikli bir eğitim vermek olan öğretmenlerin bu defa da öğrencilerin ilgisizliği, ciddiyetsizliği çıkar karşılarına. Yapılan gezi, gezi gözlem olmaktan çıkar hiç kimsenin memnun kalmadığı keyifsiz bir etkinliğe dönüşür.

İlgili yönetmeliğin bir diğer maddesinde de okul dışı öğrenme ortamları olarak adlandırılan gezilerle ilgili şu ifade dikkat çekmektedir:

“Eğitim ve öğretimin daha etkili ve verimli olması için; doğal, tarihî ve kültürel mekânlar ile bilim merkezleri, sanat merkezleri, teknopark ve müzeler gibi okul dışı öğrenme ortamları, ders programlarında yer alan kazanımlar doğrultusunda etkin olarak kullanılır.”

Öğrencilerin İlgi Alanları Değişiyor

Son on yıldır öğrencilerin ilgi alanlarında çok hızlı bir değişimin yaşandığını herkes bilir. Bu değişimler toplumdan bağımsız değildir elbette. Toplumun sosyal hayatında da inanılmaz değişimler yaşanıyor.

Henüz şehrimizde yüzlerce AVM[3] açılmamışken insanların hafta sonlarını değerlendirme biçimleri de bu günden çok farklıydı. Şehrin önemli kültürel, tarihi, doğal, turistik mekânları gezilir; önemli camileri, çarşıları, türbeleri, meydanları, tepeleri dolaşılırdı. Hayat şehrin sokaklarında, caddelerinde, meydanlarında çok daha hareketli ve canlı akardı.

Günümüzde ise AVM’lerde eğlenen, dinlenen, alışveriş yapan, çay kahve içen, sinemaya giden, gezip dolaşan bir toplum haline geldiğimiz herkesçe bilinen bir gerçek. Şehrin önemli doğal, tarihi ve kültürel mekânlarını turistlere bıraktık artık.

Mekânlara dair algımız hızla değişim gösteriyor ve neredeyse insanlar bütün ihtiyaçlarını karşılamak için AVM’lere gidiyor artık. 2017 yılında üç AVM’si bulunan orta ölçekli bir ilde yapılan araştırmaya göre insanların mekân algılarının değişimi çok net bir şekilde ortaya çıkmış durumda:

Ankete katılanların kentsel mekân kullanım oranları AVM (%47,0), kafeterya (%27,6), restoran (%12,7), çay bahçesi ve kahvehane vb. (%10,8), spor ve oyun alanları ise (%1,9) olarak tespit edilmiştir[4]. İlk sırayı görüldüğü gibi AVM, ikinci sırayı ise kafeterya almıştır. Bu durumu çevremizde kısa bir gözlem yaparak bizler de çok rahatlıkla anlayabiliriz aslında.

Tüketim toplumu olma yolunda hızla ilerlerken kent kültürü, şehirlilik bilinci, gelenek ve görenekler hızla yok olmaya doğru gidiyor.

İşin asıl üzücü tarafı ise çocuklarımız üzerinde yaşanıyor. Şehrin kültürel zenginliğini tanımadan, kente ait hiçbir duygu, hikâye, aidiyet yaşamadan sadece AVM’lerden ibaret, gerçek hayattan ve doğal çevreden uzak bir sosyal hayat içinde kişiliklerini, kimliklerini edinmeye, bulmaya çalışıyorlar. Köklerimizden hızla uzaklaştığımızın çok net bir göstergesi aslında yaşanan bu sosyal değişim.

“Göz, neyi görürse, akıl onun derdine düşüp onunla meşgul oluyor”, derler. Çocuklarımızın, gençlerimizin hayatı AVM’lerde ve kafelerde geçtiği için, sürekli oraları gördüğü için okullarımızda gezi deyince de hemen akıllarına AVM’ ler geliyor.

“Okul gezisi olarak nereye gezi düzenleyelim?” sorusuna öğrencilerden aldığımız cevapların nerdeyse tamamı AVM, Eğlence (Oyun)  Merkezleri ve Kafeler oluyor.

Müzelere, tarihi eserlere, saraylara, cami ve türbelere, bilim merkezlerine, sergi salonlarına okul gezisi düzenlemek çocuklara hiç cazip ve ilgi çekici gelmiyor artık.

İl dışı geziler için de durum çok farklı değil. Gezi programında otelde konaklama, eğlence, kayak, balon, havuz, plaj var ise ilgi çok üst düzeyde; kültürel, müze ağırlıklı, dini ve tarihi mekân ağırlıklı bir gezi programına ise ilgi son derece düşük oluyor.

Durum tespitini yaptıktan sonra da “peki, şimdi ne yapmalıyız” sorusunu sormalıyız. Mevcut durumu kabullenmek gidişatı daha da kötüleştirir. Kesinlikle bu durumdan bir çıkış yolu bulmalıyız. Yeniden çocuklarımızı, gençlerimizi medeniyetimizin çok önemli yapı taşları olan eserlerle buluşturmalı, mekân ve coğrafya algılarını değiştirmeliyiz. Coğrafya sadece bir kara parçası değil bir vatandır aynı zamanda. Vatan bilinci mekân bilinciyle başlar.

Peki, şimdi ne yapmalıyız?

Çözüm önerilerimi de şu şekilde sıralayabilirim:

  • Okul gezileri ve gezi mekânları konusunda eğitimcilere uygulamalı eğitimler verilmelidir. Şehrin önemli yapıları tanıtılmalı ve bu konuda özel içerikler hazırlanmalıdır.
  • Öğretmenlerin müze, tarihi eser vb. yerlere ücretsiz girmelerine imkân sağlanmalıdır.
  • Müzelerde, tarihi ve kültürel mekânlarda mutlaka pedagojiyi de bilen profesyonel rehberler bulundurulmalıdır.
  • Gezi mekânlarında atölye çalışması, ders, etkinlik gibi tematik faaliyetlere yer verilmeli ve bu konularla ilgili mekânsal düzenlemeler yapılmalıdır.
  • Bütün müze ve tarihi mekânlar “çocuk dostu” mekânlara dönüştürülmelidir. Çocukların ihtiyaçları ve gelişimleri dikkate alınarak mekânlar yeniden düzenlenebilir.
  • Ulaşım konusunda okullara destek sağlanmalıdır. Belediyeler bir sosyal sorumluluk olarak bu konuda destek olmalıdır.
  • Okullar, müfredat programlarını ve çocukların gelişimsel özelliklerini dikkate alarak yıllık bir gezi planı hazırlamalıdır. Sınıflar ve kademeler de dikkate alınarak bir çocuğun okul hayatı boyunca gidebileceği uzun vadeli bir gezi programı hazırlamak çok daha faydalı olabilir.
  • Bazı dersler müzelerde, bilim merkezlerinde ya da ilgili mekânlarda işlenebilir. Bakanlığın da ifade ettiği gibi eğitim sadece okulla sınırlandırılmamalı okul dışı eğitim mekânlarından da azami derecede yararlanılmalıdır.
  • Gezilerde çocuklara verilen görev kâğıtlarının içerisine bulmaca, keşif, oryantiring[5], yarışma ve oyun gibi çocukların hoşlanacağı unsurlar eklenebilir.
  • Gidilecek mekânla ilgili ya da mekândaki herhangi bir eserle ilgili varsa efsane, hikâye, masal, şiir vb. metinler okunarak ilgi çekici hale getirilerek merak uyandırılabilir. (Kaşıkçı Elmasının hikâyesi gibi)
  • Gezi öncesi gidilecek mekânla ilgili öğrencilere sunum yapılabilir, araştırma ödevi verilebilir.
  • Müzelerle ilgili ya da tarihi yapılarla ilgili çocukların seviyelerine uygun kitaplar okunabilir, okutabilir.
  • Müzelerde çekilmiş filmler, videolar ya da konusu müze olan filmler izlettirilebilir.
  • Okullarda küçük müzeler oluşturulabilir ve çocuklara müze bilinci verilebilir.
  • Okullarda seçmeli ders ya da serbest etkinlik olarak müze, doğa, bilim, tarih gibi dersler konulabilir.
  • İyi planlanmış, iyi hazırlık yapılmış ve merak uyandırılmış bir geziye çocuklar başlangıçta isteksiz katılsalar bile son derece mutlu bir şekilde geziyi sonlandırabilirler. Bu biraz geziyi düzenleyen öğretmenin tutumu ve davranışıyla ilgili bir durumdur aslında.

Pek çok öneri daha yapılabilir. Gezi konusunu önemseyen öğretmenler bu konuyla ilgili yapılmış pek çok araştırma, tez bulabilirler[6]. Yurt içinde ve dışında yayınlanmış onlarca makale var gezi konusunda. Yeter ki merak edip okuyalım. Yeniden köklerimizle çocuklarımızı buluşturmalıyız. Bunun için de olmuyor diyerek bırakmayacağız. Israrla devam edeceğiz. Çocuklar aktif olarak katıldıkları, bizzat faaliyetin içinde yer aldıkları çalışmaları severler. Zamanla kültürel gezileri de seveceklerdir.

Şems Tebriz’inin şu sözü ile bitirelim: “İlim talebesine zillet[7] ve gurbet lazımdır aksi hüsrandır.” 

4.01.2020

Adem Keven


Şefkat Okulları Yazılar ve Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir