Bazen bir işi yaptıktan sonra şu soruyu kendi kendimize sorarız; daha iyisini yapabilir miydim?  Genellikle evet, daha iyisini yapabilirdim şeklinde cevap verilir bu soruya. Kimi zaman da başka birisi bu soruyu sorar. Yapmış olduğunuz bu işi daha iyi yapmanız mümkün müydü diye. O zaman da genellikle evet, daha iyisini yapmam mümkündü, deriz. Peki, daha iyisini yapmak mümkün iken, neden ilk seferde elimizden gelenin en iyisini yapmayız?

Yaptığımız işe yeterince önem vermemekten, yapılan işi sevmemekten, işi zamanla kanıksamaktan, tembellikten tutun da daha birçok neden sayılabilir bu soruya cevap olarak.

Cevabımız her ne olursa olsun, aslında yeterince tatmin olmayız verdiğimiz bu cevaplarla. İçten içe biraz rahatsızlık verir bu durum. Düşünsenize yaptığınız işi daha iyi yapmak varken, yapmıyorsunuz. Zamanla bu durum insanı mesleki tükenmişliğe bile götürür. Yapılan iş anlamını kaybeder. Anlamını kaybeden bir işi hiçbir insan keyifle yapmaz.

Yapılması gereken ya o işin değiştirilmesi ya da tekrar yeni bir anlam kazandırılmasıdır.

Bir öğretmen düşünün, dersten çıktığında “daha iyisi olabilir miydi?” sorusuna şu cevapları veriyor. Evet, ben bu dersi daha iyi yapabilirdim. Öğrencileri derse daha iyi katabilirdim. Daha farklı yöntemlerle dersimi zenginleştirebilirdim. Öğrencilerin dikkatini daha iyi çekebilirdim. Evet, şu, şu konuları çok daha iyi yapabilirdim.

Yapabilirdim, ama yapmadım, yapamadım. Sorumluluk biraz daha artıyor aslında bu durumda. Sahip olduğun beceriyi, enerjiyi niçin kullanmıyorsun? Kullandıkça daha fazla gelişiriz aslında. Yoruldukça daha çok gelişiriz. Sınırları zorladığımızda rekorlar kırarız. Gücümüzün nereye kadar ulaştığını sınırları zorladığımızda anlarız. Kendimizi zorlamadığımızda var olan yeteneklerimiz bile körelir. Elimizden gelenin en iyisi yapmadığımız her gün bir becerimizi bir yeteneğimizi kaybederiz ve bir daha istesek de yapamaz duruma geliriz. 

Kullanılmayan bilgi unutulur. Kullanılmayan kas tembelleşir. Kullanılmayan yetenek körelir. Kullanılmayan beyin hücreleri ölür. Kullanılmayan hafıza küçülür. Bu listeyi uzatmak mümkün. Kullandığımız bilgi ise kalıcı olur. Kullanılan kas güçlenir, kullanılan yetenek gelişir. Zorladığımız beyin yeni bağlantılar oluşturur. Zorlanan hafıza büyür. Çalışan demir pas tutmaz misali çalışan insan da daima çevik ve zinde olur. 

Tembellik bulaşıcıdır. Hızla bütün vücudu, bütün hücreleri sarar. O yüzden asla izin vermemek gerekir. Ne yaparsak yapalım netice itibariyle yaptığımız işi en iyi bir şekilde yapmalıyız. Aynen Martin Luther King’in şu ünlü sözünde olduğu gibi:

“Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse, Michelangelo’nun resim yaptığı, Beethoven’ın beste yaptığı veya Shakespeare’in şiir yazdığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürün ki yerdeki gökteki herkes durup, burada dünyanın en iyi çöpçüsü çalışmış desin.’

Ya da şu hamalın yaptığı gibi yapmaya çalışalım:

4 Ekim 2005 tarihinde bütün gazetelerde şöyle bir haber vardı.

“ Orgeneral Hilmi Özkök, Harp Akademileri Komutanlığı’nın 2005-2006 eğitim ve öğretim yılı açılışı nedeniyle düzenlenen törende yaptığı konuşmada eski yıllarda başından geçen bir olayı şöyle anlattı;

Orgeneral Özkök, Ankara’da görevdeyken 5. kattaki yeni evine taşınmak için hamal çağırdığını, taşınacak çok büyük bir büfenin de olduğunu, dar merdivenlerden bunu 5.kata taşımakta oldukça zorlandıklarını belirtti. Org. Özkök, önce bu büfeyi birkaç hamalın önünden ve arkasından tutarak taşımaya çalıştığını, ancak dar merdivenler nedeniyle bunu başaramadıklarını söyledi. Bir hamalın büfeyi belli bir eğimle yüklemelerini istediğini, kendisinin ise “Nasıl taşıyacaksın tek başına, olmaz.” Dediğini kaydeden Org. Özkök, büfeyi hamalın dediği gibi sırtına yüklediklerini, hamalın büfeyi kimseye elletmeden dar merdivenlerden 5. kata basamakları tek tek çıkarak taşıdığını kaydetti.

Hamalın büfeyi yerine yerleştirip mendiliyle alnını sildikten sonra kendisine “Komutanım, Ankara’da bu büfeyi bu kata çıkaracak benden başka hiçbir hamal yoktur” diye övünerek kendisine söylediğini dile getiren Özkök, “Ben hala bunu söylerken burnumun direği sızlar. O hamal benim liderimdi. O bana en büyük şeylerden birisini öğretti, görevin ne olursa olsun, onun en iyisini yapmak ve onunla övünmek. Muhtemelen o hamal evine gittiğinde çocuklarına büfeyi nasıl taşıdığını övünerek anlatmıştır.” diye konuştu.

Ne olursak olalım ister bir hamal, ister bir çöpçü, ister bir polis ya da öğretmen, yaptığımız işi en iyi yapmalıyız. Mümkün olanın en iyisini ilk seferde ve her seferde yapmalıyız. 

Adem KEVEN

Şefkat Okulları Yazılar ve Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir